Barış Akademisyenleri yaşadıkları süreci Cumhuriyet’e değerlendirdi

“Bu Suça ortak olmayacağız!” başlıklı bildirgeye imza atan akademisyenler yaklaşık yedi yıldır hukuk mücadelesi veriyor. Özellikle bildirinin kamuoyuna sunulmasının ardından Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) listelerine konularak işten atılmalar tüm Türkiye’de kitleselleşti. Haklarında açılan davalar bireysel de olsa akademisyenler kolektif hukuk mücadelesini hala sürdürüyor. Son günlerde işlerine geri dönen akademisyenlerin sayısı artarken bir yandan da işlerine geri iade sürecine ilişkin yürütmeyi durdurma kararları da yaşanıyor.

Görevlerinden KHK ile ihraç edilen Eğitim-Sen Genel Başkanı Nejla Kurul ve Ankara Üniversitesi akademisyenlerinden Dinçer Demirkent, Nilgün Erdem, Ekin Değirmenci, İlkay Kara süreç boyunca yaşadıklarını Cumhuriyet’e anlattı.

Nejla Kurul sürece ilişkin “Olağanüstü Hal döneminde kamu görevinden terör propagandası suçlamasıyla ihraç edilmenin oldukça ürkütücü bir yanı var. Bir gece ihraç edildiğinizi öğreniyorsunuz, yarın bir işiniz yok! İhraçtan yaklaşık üç ay sonra zorunlu olarak emekli oldum. İhraç edildiğimde Ankara Üniversitesi’nde 31 yıldır görev yapmaktaydım. Üniversitede çok çeşitli akademik ve yönetsel görevlerde bulunmuş bir akademisyen olarak haksız, hukuksuz ve OHAL dönemi öncesinin hukuksal uygulamalarına göre görevine son veremedikleri, ancak OHAL’i fırsat bilerek hileli biçimde atılmamıza yol açan uygulamanın “Üniversite kurumu eliyle yaptırılmasını” “anlaşılmaya gerçekten ihtiyaç gösteren” bir süreç olarak anlamlandırıyorum. Bunun yanıtını yaklaşık yedi yıl sonra bile halen verebilmiş değilim” değerlendirmesini yaptı.

‘TASFİYE SÜRECİNİN PARÇASI’

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü akademisyenlerinden İlkay Kara da, ihraç edilmesinin ardından 29 Mayıs’ta görevine geri döndü. Kara, “İhraç edilen bütün arkadaşlarımız dönene kadar kendimizi geri dönmüş saymıyoruz” diye konuştu.

Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümü akademisyenlerinden Nilgün Erdem ise “Barış akademisyenlerine yönelik tasfiye süreci aslında üniversitelere yönelik tasfiye sürecinin bir parçası. Akademik dünyaya, bilimsel düşünceye, özerk üniversiteye saldırının bir parçası. Bizim atılma süreçlerimiz geride kalanlar için önemli bir direnç kırıcı mekanizmayı hayata geçirdi” dedi.

Yedi yıl boyunca zor süreçlerden geçtiklerini ifade eden Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi akademisyenlerinden Dinçer Demirkent de, üniversitelerin bu süreçte içinin boşaltıldığını ifade etti. Demirkent “Fakültelerimize döndüğümüzde bütün içeriği boşaltılmış, akademik özgürlüklerden bahsedilmeyen bir ortamla karşı karşıya kaldık. Ayrıldığımız yerle döndüğümüz yer arasında çok büyük fark var. Kaldığımız yerden değil daha geri bir noktadan başlayacağız” diye konuştu.

‘ARAFTA KALMIŞ GİBİ’

Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat bölümü akademisyenlerinden Ekin Değirmenci ise “Arafta kalmış gibi hissediyorum. Şimdilik okuldayım. İstinaf mahkemesi, Danıştay aleyhime karar verirse tekrar atılacağım vermezse devam edeceğim. Bu süreç uzun bir süre devam edecek gibi görünüyor. Bir üniversiteye geri dönmüş değil bir iş yerine geri dönmüş gibi hissediyorum. Tekrar maaş aldığım için kendi kendime yaşamımı idame ettirebileceğim için iyi hissediyorum ama gerisi hep bir arafta kalmışlık hali” diye konuştu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir